Silhouette's

Pazartesi, Ağustos 29, 2005

Yabancılara Ait Mezarların Anlamsızlığı

Üzerinde düşündükçe, hafiften iç burkabilen; bazı şeylerin başkalarınca yaşandığında bize ne kadar uzak olduğunu hatırlatan bir anlamsızlık...

Mezarlık ziyaretleri esnasında; insanlar olarak birbirimize ne kadar uzak varlıklar olduğumuzu yüzümüze kabaca çarpan garip bir anlamsızlık.

Artık sizden uzakta olan sevdiklerinizin mezarına giderken belki birçok farklı mezar geçiyorsunuz, belki bir tanesine gözünüz takılıyor, hafifçe kişinin adını dahi okuyorsunuz. Ancak hiçbir şey ifade etmiyor, edemiyor. Bir isim bir de soyad o kadar. Size uzak bir insanın bir o kadar uzak gelen ismi ve soyadı...

Bazen bir mezardaki doğum-ölüm yılları gözünüze takılıyor isimle beraber. Küçük bir hesap yapıyorsunuz. Genç miymiş? Hafif bir üzüntü duyuyorsunuz... Bu üzüntü de birkaç adım sonra sizi terkediveriyor.

Kendi sevdiğinizin mezarına gidene kadar gördüğünüz mezarların hepsi size gerçekten uzak kalıyor, gerçekten anlamsız geliyor o anda... Belki de bilinçaltınız size onlar için de ağlayanlar olduğunu fısıldıyor sinsice. “Sen kendininkine bak!” diye ekliyor arkasından da. Pek fazla düşünmeden ilerliyorsunuz sevdiğiniz kişinin mezarına doğru, belki elinizde bir buket çiçekle...

Bir başkasına bir anlam ifade etmeyen ancak sizin için sonsuz anlamı olan sevdiğinizin mezarına doğru...

-- Ari

Perşembe, Ağustos 04, 2005

Duyguları Belli Etmemek

Bazen hepten varsaymaktır...
Hislerinizin diğer kişi tarafından tamamen bilindiğini varsaymak.

Her sevgiyi anne, baba, kardeş sevgisi gibi düşünürsünüz; nasıl onlara karşı özel bir “sevgi belli etme” çabası gerekmiyorsa, sevgili ve benzeri farklı insanlar için de böyle bir çaba gerekmemeli diye düşünebilirsiniz...

Siz çok seviyorsunuzdur, o da bunu “zaten” biliyordur hem değil mi? Ne gereği var durmadan dillendirmeye sevgiyi… Zaten sizi sevdiği için “anlamalı” sizin de onu sevdiğinizi. Hem anlamıyorsa bu onun suçudur zaten değil mi? Ne yazık ki her zaman değil...

Sanırım duyguları belli etmemenin altında yatan en büyük neden; herkesi; o ana kadar alışmış olduğunuz aile ortamındaki gibi sizi çok iyi tanıyan ve hislerinizi açmadan da anlayabilecek kişiler olarak hayal etmek...

Ancak herkes sizi o kadar iyi tanımayabilir, bazen açık açık söylemek gerekir bazı şeyleri. Herkes gözlerinizden, ruhunuzdan anlayamıyor hislerinizi. Bazen illa ki cümle kurmak gerekiyor, illa ki hislerin kulaklara iletilmesi gerekiyor...

Zamanla; bu yeni tip duygu iletimine de alışıyor insanoğlu, ta ki karşısındaki “farklı” insan da artık onun gözlerinden, ruhundan her şeyi anlayacak hale gelinceye kadar...

-- Ari